Ana Sayfa

Göz Hastalıkları

Diğer bölümlerden (dahiliye, kardiyoloji gibi) gelen göz konsültasyonları bölümümüz uzman doktorları tarafından yapılmakta ve verilen bilgilerle ilgili branşların medikal veya cerrahi tedavilerine yön verilmektedir.


Bilgisayar teknolojisinden en fazla faydalanan Ankara Magnet Hastanesi göz hastalıkları kliniği, son teknolojik cihazlar ve konusunda deneyimli kadromuz ile modern ameliyathanelerde her türlü cerrahi tedaviyi yapılabilmektedir.

Göz Hastalıkları Nelerdir?

Çok çeşitli hastalık bulunmasıyla birlikte; çok yöntemli göz hastalıkları ve tedavileri de tetkik edilmektedir. En yaygın görülen göz hastalıkları şunlardır: 

  • Şaşılık, renk körlüğü

  • Miyop, hipermetrop ve astigmat

  • Konjonktivit ve alerjik konjonktivit

  • Glokom ( Göz tansiyonu)

  • Katarakt

Göz Neden Kaşınır?

Göz kızarıklığına sebep olan alerjik durumlar aynı zaman gözlerde kaşıntı yaşanmasına da yol açar. Polen, toz ve hayvan kepeği gibi tahriş edici bir madde (alerjen) göz çevresindeki dokularda histamin adı verilen bileşiklerin salınmasına neden olur, bu da kaşıntı, kızarıklık ve şişlik ile sonuçlanır.


Gözdeki Kaşıntı Nasıl Geçer?

Gözlerdeki kızarıklık ve kaşıntının tedavi edilmesi için öncelikle bir hekime başvurmanız gerekiyor. Doktorunuzun yapacağı muayene sonunda gözlerinizde kaşıntı ve kızarıklığa neyin sebep olduğu ortaya çıkacaktır. Gözlerde yaşanan sorunun sebebi öğrenildikten sonra tedavi aşaması şekillenir. Bunun için genellikle damla tedavisi uygun görülür. Ancak gözdeki kızarıklık ve kaşıntının sebebine göre göz hastalıkları belirtileri konusunda, tedavi şekli ve ilaçlar değişebilir.

Günümüz Göz Hastalıkları Belirtileri

Göz Küresi

Göz; ortalama 2,5 cm çapında küre şeklindedir. En dışta, beyaz sklera tabakasının tam ortasında saat camı şeklinde kornea tabakası bulunur. Orta tabakayı teşkil eden uvea 3 bölümden oluşmuştur: önde gözün rengini veren iris, ortada corpus ciliare, geride ise gözün büyük bölümünün beslenmesini sağlayan koroidea mevcuttur. En iç tabaka ise görme olayının başlangıcını meydana getiren retinadır. 


Sklerayı, konjonktiva adındaki 2 katlı saydam, sümüksü bir zar sarar. Kornea ile iris arasında 2.5 mm. derinliğinde içi aköz hümör adındaki saydam sıvı ile dolu ön kamara, iris ile lens adını verdiğimiz göz içi merceği arasında yine aköz hümör ile dolu arka kamera adındaki odacıklar mevcuttur. Lensin arkasındaki saydam vitreus gözün 3/4' ünü doldurur, küreye şeklini verdirir. En arkada, retinadaki görmeyi beyine iletecek olan optik sinir başı bulunur.


Göz Kapakları

Gözü dış ortamdan koruyan kısımdır. Kapakların yapısındaki kaslar kırpma refleksi ile kapağın periyodik hareketini sağlar. Gözyaşı bezinden salgılanan gözyaşının, kapakların hareketi ile silecek görevi yaparak gözün ön kısmındaki tabakaların kurumasını önler ve temizlenmesini sağlar.


Kornea

Gözün en öndeki bombeli damarsız tabakadır, kontakt lensin yerleştiği kısımdır. Yaklaşık yarım milimetre kalınlığında 12 mm çapındadır. Göze giren ışık ışınlarının retinada (sinir tabakasında) net bir görüntü oluşacak şekilde kırılmasını en fazla kornea sağlar. 


Göz hastalıkları arasından; korneanın ışık ışınlarını az kırması hipermetrop, çok kırması miyop, her yönde eşit kırmaması astigmat denilen kırma kusuruna neden olur.


İris

Göze rengini veren damarsal tabakadır. Yapısındaki kaslarla kasılıp gevşemesi ortasında boşluk olan göz bebeğinin büyüyüp küçülmesini sağlar. Aydınlıkta küçülmesi karanlıkta büyümesi ile göze giren ışık ışınlarını dengeler.


Lens (Mercek)

İrisin arkasında 5 mm kalınlığında 9 mm çapında şeffaf damarsız yapıdır. Görevi korneadan sonra göze giren ışık ışınlarını kıran ikinci tabakadır. Korneadan farkı uzak ve yakın her mesafedeki cismi net görebilmemiz için lensin esnekliği ile kırıcılığını yani uyum (zoom) özelliğinin olmasıdır.

Vitreus

Lensin gerisindeki bütün göz boşluğunu dolduran jel gibi bir maddedir.


Retina

Gözün iç duvarını kaplayan sinir tabakasıdır. Göze giren ışık ışınlarının bu tabakada odaklaşmasıyla oluşan görüntüyü elektriksel sinyallere çevirip göz sinirine iletir. Optik sinir (göz siniri), retina tabakasından çıkan sinir liflerinin gözün bir noktasında birleşerek gözden çıkıp beyne kadar devam etmektedir.


Sıklıkla Yaşanan Göz Hastalıkları

Astigmatizma

Kırma kusurlarından birisidir. Işığın retinada odaklanmasını etkiler ki bu da görüntünün beyinde yorumlanmasını bozmaktadır. 


Astigmatizma genellikle korneanın eğikliğinin hafif yumurta şekline sahip olmasından kaynaklanır. Hastalık değildir ve oldukça sık rastlanan bir problemdir. Hem uzak hem yakın objelerde bulanık görme söz konusudur bu da kişilerde göz yorgunluğu, göz kayması ve rahatsızlığa yol açar. Bazen astigmatizm miyopi ve hipermetropi ile birlikte olur. Miyop astigmat ve hipermetrop astigmat adı verilen göz hastalıkları ve tedavileri, gözlük ve kontakt lens ile sağlanabilmektedir. 


Astigmat Miyopi

Kişi yakındaki objeleri net uzaktakileri bulanık görür ve gözün ön arka uzunluğu normalden fazla ya da korneanın kurvatürü çok diktir. Görüntü (imajlar) sarı noktanın önünde odaklanır. Miyopi 20 yaş altında genellikle 8-12 yaşlarında başlar. Ergenlik çağında hızlı ilerleme gösterebilir. Gözlük ve kontakt lensler ile düzeltme yapılır.


Hipermetropi

Uzaktaki objeler net yakındakiler bulanık görülür. Yakın çalışma sonrası kişide bulanık görmelik, rahatsızlık, yorgunluk oluşur. Özensiz muayenelerde gizli hipermetrop gözden kaçabilir. Hipermetrop gözde göz küresi küçük ya da kornea çok düzdür. İmajlar gözün gerisinde odaklanır.


Katarakt

Gözün kendi merceğinde gelişen şeffaflık kaybıdır. Sisli ve bulanık görmeye sebep olur. 55 yaşın üzerinde görülme sıklığı artar. 

Önlenmesi için kesin bir yol bulunmamakla birlikte ultraviyole ışınları ve sigara kullanımının kataraktın gelişimini hızlandırdığı düşünülmektedir. Katarakt geç evrelerde görüşü ciddi oranda bozmaktadır.


Kapak


Göz kapağı hastalıkları arpacık ile karışabilen ve şişlikle başlayan rahatsızlıklardır. 


Üst ve alt göz kapaklarındaki küçük yağ üreten bezlerin iltihabıdır. Bu bezlerin tıkanması ile oluşur. Kendi kendine küçülüp yok olabileceği gibi sıcak kompres uygulaması, şişlik içine ilaç enjeksiyonu yapabilmekte ve bazen cerrahi gerekebilmektedir. Sık tekrarlayan şalazyonlar başka hastalıkların belirtisi olabilir. 


Konjonktivit

Gözün beyaz kısmını kaplayan ince zarın iltihabıdır. Bakteriyel enfeksiyonlar, viral enfeksiyonlar, alerjiler, çevresel kirlilik (duman ve kimyasal buharlar) bu gibi rahatsızlıklara yol açabilir. Konjonktivadaki kan akımının artması ile göz kırmızı görünür. Akut (yoğun), kronik (uzun süreli) olabilir. 


Çapaklanma ve sabah kirpiklerde yapışmalar olabilir. Göz hastalıkları hususunda oldukça dikkat edilmesi gereken bir süreçtir. 



Göz Kanlanması Neden Oluşur?

Gözün beyaz olan kısmının ön yüzeyini örten zar tabakası olan konjonktiva yüzeyindeki damarların genişlemesi nedeniyle oluşan göz kanlanmalarını çeşitli durumlar tetikleyebilir. Klimalı, aşırı sıcak veya soğuk ortamlar ya da bilgisayar başında uzun süre çalışmak göz kanlanmasına neden olabilir. Özellikle tek gözde yaşanan kanlanmanın riskli olduğunu ifade eden uzmanlar, uzun süreli göz kanlanması durumunda bunun ihmal edilmemesi ve bir hekime başvurulup nedenlerinin araştırılmasını  öneriyor. 

 Göz hastalıkları belirtileri sürecinde erken bir alarm arz edebilmektedir.


Göz kanlanmaları genellikle konjoktiva tabakasını da içeren bir tahrişe veya iltihabi sürece bağlıdır. Göz kuruluğu, alerjik reaksiyonlar, mikrobik durumlar, yabancı cisimler, travma, ani çıkışlı göz tansiyonu, üveit olarak bilinen göz içi iltihabı, kirpik dibi iltihabı, güneşe ve ultraviyole ışıklara maruziyet, sistemik hastalıklar göz kanlanmasına neden olabilir.


Göz Kanlanması Nasıl Geçer?

Göz kanlanmasının tedavisi genellikle altında yatan nedene göre yapılır. Örneğin; ani göz tansiyonu varlığında tansiyonun düşürülmesi ve tedavisi, üveitlerde gerekli tedavinin yapılması gibi açıklanabilir. Bunların yanından göz kanlanmasını gidermek için bazı doğal yöntemlerde mevcuttur.


Buz Küpleri

Soğuk, kanın dağılmasını azaltmada hızlı ve kolay bir yöntemdir. Buz küplerini kağıt havlunun içine sarın ve kanlanma olan gözünüzün üstünden bir süre uygulayın.


Soğuk Süt

Küçük pamuk parçalarını soğuk süt ile ıslatın ve kanlanma olan gözünüz üstünde bir süre bekletin.


Sebze ve Meyve Tüketimi

Salatalık, patates ve elmanın dinlendirici ve yatıştırıcı bir etkisi olduğu biliniyor. Salatalık, patates ve elmaları dilimleyerek kanlanma olan gözünüzün üstünde ortalama 15 dakika bekletin, etkisini göreceksiniz.


Göz Hastalıkları Bölümünde Hangi Ameliyatlar Yapılıyor?

  • Dakriosistit (DSR) göz yaşı kanal tıkanıklığı

  • Endolazer DSR (Lazerle göz yaşı kanal tıkanıklığı tedavisi)

  • Şaşılık ameliyatları

  • Kapakta kitle şalazyonu

  • Glokom (Göz tansiyonu)

  • Selektif lazer trabeküloplasti (SLT)

  • YAG lazer

  • Argon lazer

  • Lazer iridotomi

  • Şeker hastalığı (Retina)

  • Fundus floresein anjiografi (FFA)

  • Göz kapağı ve çevresi estetik ameliyatları (Oküloplasti)


Katarakt Nedir?

Gözümüzün renkli kısmının hemen arkasında, şeffaf olduğu için normalde görülmeyen lens dediğimiz bir merceğimiz bulunmaktadır. Bu mercek şeffaf olduğu için göz bebeğini siyah olarak görürüz.

 Halk dilinde “Perde” veya “Aksu” da denilen katarakt bu göz merceğinin bulanıklaşması, saydamlığını kaybederek matlaşmasıdır. 


Başka bir deyişle görüşün, buğulanmış bir camın arkasından bakıyormuşçasına bozulmasıdır. Bulanıklık merceğin tamamında olabileceği gibi belirli bölgelerinde de olabilir. İlerlemiş kataraktlarda siyah gördüğümüz göz bebeği dıştan bakıldığında beyaz olarak görülebilir. Bu durumda görme bütüne yakın azalmıştır.

Katarakt Bir Hastalık Mıdır?

Aslında bu durum hastalıktan ziyade yaşlanmanın getirdiği fizyolojik bir durumdur. Gözümüzün yaşlanmasıdır. Herhangi bir müdahalede bulunulmazsa, ilerleyen yaşla beraber neredeyse tüm insanlarda oluşacak bir göz hastalıkları meydana gelebilir. 

Kataraktın Belirtileri Nelerdir?

Kataraktın, göz hastalıkları belirtileri komplike olabilmektedir. Ağrı ve sulanma yaşanmamaktadır. Belirtiler oldukça yavaşça seyreder. 


Görmede azalma en sık görülen belirtidir. Özellikle akşamları ışıkların dağılması, güneşten ileri derece rahatsızlık, çift görme, renklerin matlaşması (özellikle mavi), akşamları görmede zorluk yaşanması, okuma zorluğu, araç farları gibi parlak ışıklar etrafında hareler oluşumu, kamaşma, iki göz arasında görme farkı gibi belirtiler görülür ve bu şikayetler gittikçe artar. 


Bazen yaşlı insanlarda nükleer skleroz dediğimiz bir katarakt tipi gelişir. Bu kişilerde “ikinci görüş” de denilen gözlüksüz olarak geçici bir okuma rahatlığı sağlanır. Bir müddet sonra kataraktın ilerlemesine bağlı görme tekrar bozulur. 


Göz hastalıkları ve tedavileri içerisinde, geç kalınmaması gereken rahatsızlıklardan biri olan kataraktta, yaşlı insanları ameliyata ikna etmek oldukça zor olur. Oysa ki bu aşamadan sonra kataraktı daha da sertleşecek ve ameliyatın riski artacaktır. 


Katarakt Nasıl Teşhis Edilir?

Göz hastalıkları ve tedavileri için öncelikle uzman bir göz hekimine muayene olmanız gerekmektedir. 


Muayene sırasında kullanılan en önemli yöntem, biyomikroskopik muayenedir. Bu muayene ile kataraktın büyüklüğü, sertliği ve gözün ağ tabakası hakkında bilgi edinilir. 


Hastanın vereceği bilgiler ile ameliyat sonrasında ne kadar görebileceğini tahmin edebiliriz. Gerek duyulduğunda göz anjiyosu, endotel sayımı gibi daha ileri tetkikler yapılabilir. Ülkemiz katarakt ameliyatlarında bir hayli gelişme katedilmiştir. 


Katarakt Nasıl Tedavi Edilir?

Katarakt, ilaçla veya gözlükle tedavi edilebilir bir rahatsızlık değildir. Katarakt göz hastalıkları ve tedavileri konusunda etkili bir yöntem yoktur ve oluşmuş bir kataraktın tek tedavisi ameliyattır. 


Modern tekniklerin gelişimi ile günümüzde katarakt operasyonları iğnesiz, narkozsuz, ağrısız yapılarak hasta aynı gün evine dönmektedir. 


Katarakt ameliyatında dikkat edilmesi gereken bazı önemli unsurlar vardır. Hekimin tecrübesi ve göz içine konulan merceğin kalitesi, ameliyatın başarısını doğrudan etkiler. Uygun olmayan koşullar ve malzemeler ile yapılan bir ameliyat sonrasında gözde enfeksiyon ve farklı komplikasyonlar gelişebilir. Bu durum kısa bir süre sonra hastanın ikinci kez katarakt olma riskini de beraberinde getirebilir. Bu da hasta için ayrı bir ameliyat riski ve maddi manevi külfet anlamına gelir.


Kim, Ne Zaman Katarakt Ameliyatı Olmalıdır?

Bazı göz hastalıkları görüşü ciddi şekilde azaltırken, bazen görmeyi önemli düzeyde etkilemez. Kataraktı olan herkes mutlaka ameliyat olacak diye bir şey yoktur. Görme bozukluğu kişinin günlük yaşam kalitesini etkilediğinde ameliyat kararı vermek doğru olacaktır. 


Geceleri de araç kullanan bir taksi şoförü ile evinden pek çıkmayan yaşlı bir insan ameliyat için aynı derecede istekli olmazlar. Başka bir ifade ile görme keskinliği tek bir kriter değildir. Bir çok hasta görmeleri düşük olmakla beraber şikayetçi olmayabilirler yada görme netliği iyi olmakla beraber güneşli havada rahatsız olabilir, geceleri far ışıklarından, sokak lambalarından rahatsız olabilirler. Tümsek yada çukurların farkına varamaması, merdiven inerken basamakları kestirememesi kaza geçirmelerine neden olabilir. 


Göz hekimi hastalarını tüm bu yönlerden uyarmalı ve ameliyat kararını hasta ile beraber konuşarak vermelidirler.


Esasında katarakt ameliyatı acil bir ameliyat olmamakla beraber, bazen göz hastalıkları ve tedavileri için beklemek tehlikeli olabilir.


Görmenin tamamen kaybolma riskini yaşayan hastalarda ameliyat olmanın faydası göz ardı edilmemelidir. Eğer katarak tamamen olgunlaşıp buzlu cam gibi opak bir hale gelirse acil bir şekilde ameliyat edilmelidir. 


Olgunlaşmış bir kataraktın şişmesi ve hatta göz içinde dağılması bile mümkündür. Yine böyle durumlarda göz tansiyonu yükselebilir ve başka problemlere davetiye çıkartabilir. Çok beklemiş kataraktların çekirdekleri sertleşmiş ve bağları gevşemiş olabilir. Bu ameliyatı zorlaştırabilir ve başarısını etkileyebilir. 


Doğumsal kataraktlarda tedavi acildir. Tespit edilir edilmez ameliyat edilmelidir. Eğer gecikme olursa, gözlerde telafi edilemeyecek göz tembelliği gelişebilir.

Katarakt Ameliyatı Nasıl Yapılmaktadır?


Göz hastalıkları vakalarıyla karşılaşıldığında ameliyat, hastanın yaşına ve hastalığın şiddetine göre değişebilmektedir.


Bazen ekstrakapsüler dediğimiz eski tip dikişli ameliyatları tercih edebiliriz. Ancak günümüzde halk arasında yaygın olarak lazerli katarakt ameliyatı diye bilinen FAKO yöntemi uygulanan en yaygın yöntemdir. Ameliyatların %99'u FAKO yöntemiyle ile yapılmaktadır.


Ameliyat esnasında göz damla yardımıyla bölgesel olarak uyuşturulur, bu şekilde ameliyat narkozsuz, iğnesiz, bıçaksız ve ağrısız olarak gerçekleştirilir. Göz içine 2 mm’lik bir kesiden girmek mümkündür. Bu derece küçük bir kesiden ancak çok deneyimli katarakt hekimleri ameliyat yapabilir. Katarakt ameliyatı sırasında özel bir sıvı olan “viskoelastik jel” kullanılır. Bu jel ile gözün diğer tabakalarına zarar verilmesini önleriz. Her hastaya özel, tek kullanımlıktır.


Saydamlığını yitirmiş göz içi merceği ultrasonik ses dalgaları yayan özel bir cihazla göz içinde parçalanarak emilir. Yapay, katlanabilir bir mercek göze yerleştirilir. Kesi küçük olduğundan dikişe gerek duyulmaz. Enfeksiyon ihtimali sebebiyle iki gözün ameliyatı aynı gün yapılmaz. İki gözün ameliyatı arasındaki sürenin en erken 1 hafta olması önerilir.


Göz hastalıkları katarakt sorunundan kurtulurken aynı anda özel göz içi mercekleri implantasyonu ile uzak ve yakın görme sorununa çözüm getirmek mümkün olabiliyor.


Katarakt Ameliyatı Basit Bir İşlem Midir?

Katarakt tedavisi, mikro cerrahi gerektiren çok önemli bir ameliyattır. Kesinlikle basit değildir. Hasta için yorucu bir ameliyat değildir. Ağrı duymaz. 


Genellikle 20 dakikayı geçmediği için hasta açısından kolay bir ameliyat olarak değerlendirilebilir. Ancak bu durum ameliyatın basit olduğu anlamına gelmez. Ameliyat sırasında cerrah her iki elini, iki ayağını ve mikroskop altında büyük bir büyütme ile her iki gözünü de kullanmaktadır. Takdir etmek gerekir ki, bu hiç de kolay değildir. Cerrahın tecrübesinin önemi büyüktür.


Katarakt Ameliyatında Mercek Yerleştirmek Mutlaka Gerekli Midir?

Bazı hastalarımız sıklıkla bu soruyu sorarlar. Mercek takmayalım derler. Katarakt ameliyatında hastanın katarakt sorunu yaşanan merceğini aldıktan sonra, onun vazifesini yapacak yapay bir mercek mutlaka yerleştirilmelidir. Aksi takdirde hastalar kalın camlı gözlükler takmak zorunda kalırlar.


Bu Merceklerin Değişik Tipleri Var Mıdır? İyisi veya Kötüsü Olur Mu?

Dünyada çok çeşitli mercek tipi vardır. Biz hastanemizde FDA onaylı Amerikan malı mercekler ve Tübitak Bilim ödülü almış dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde kullanılan mercekleri kullanmaktayız. Kullanılan bu mercekler uzak için ayarlanmış tek odaklı mercekler olabileceği gibi multifokal dediğimiz birden fazla fokus kabiliyeti olan merceklerde konulabilir.


Ameliyat  Sonrasında Uzak ve Yakın Görmemiz, Kullanılan Mercekler ile Düzeltilebilir Mi?

Tek odaklı merceklerde; göz hastalıkları ve tedavileri sonrasında, özellikle yakın için mutlaka gözlük kullanmamız gerekirken, multifokal merceklerde çeşitli halkalar mevcuttur. Bu halkaların bir kısmı uzağı, bir kısmı da yakını görmeyi sağlar. 


Böylece görmeyi sağlayan gözdeki sarı noktanın üzerine hem uzaktaki hem de yakındaki görüntüler net olarak düşmektedir. Hastalar buna çok kısa sürede adapte olarak uzak ve yakın gözlüklerinden kurtulabilirler.


Astigmatizması olan hastalara takılacak özel mercekler ile de uzak ve yakın görme düzeltilebilir. Böylece hasta hem kataraktından kurtulurken hemde miyop hipermetrop veya astigmatizmadan kurtularak gözlüğe olan bağımlılığı azaltılmış olur.


Ancak bu tedavi için hasta seçimi çok önemlidir. Hasta için uzağı mı yoksa yakını mı görmek önemli, buna dikkat edilmelidir. Hasta seçiminde diğer önemli bir konu ise hastanın pupil boyutlarıdır. Hastanın öncelikle detaylı bir muayeneden geçilmesi gerekmektedir. Her hastanın gözü bu tip bir ameliyata uygun olmayabilir. 


Kataraktı olan hastaların mesleki konumu, yaşı, sosyal aktivitesi, okuma alışkanlığı, entelektüel düzeyi de hasta seçiminde önem taşımaktadır. Uygun hasta seçimi, uygun teknik, ameliyatın gerçekleştirildiği kurumun ve hekimin tecrübesi ve tabii ki doğru mercek seçimiyle yapılacak bu ameliyatlarda yüksek başarı oranı görülmektedir.


Ameliyat Sonrasında Neler Yapılmalıdır?


Operasyon sonrasındaki 1. gün, 1. hafta, 1. ayda kontrolleri yapılır. Ameliyattan sonra 15 gün içinde, görmede belirgin bir düzelme vardır. 15. günden sonra artık hasta iyileşmiş demektir. Bu süre içinde, hastanın yaşamı pek kısıtlanmasa da dikkat etmesi gereken bazı konular vardır. 


Banyo yaparken dikkat edilmeli, göz ovuşturulmamalı, sabun şampuanla direk olarak temas etmemelidir.


Ayrıca eğilmemeye özen göstermek gerekir. Ameliyat sonrası göz genellikle bandajla kapatılır. Bu bandaj doktorunuzun önerdiği süre

boyunca gözde kalmalıdır. 

Ameliyat sonrasında kendiniz araç kullanmayınız. Yüzünüzü yıkamak, banyo yapmak, eşya taşımak, namaz kılmak, spor yapmak, işe başlamak, denize ve havuza girmek gibi şeyleri hekiminize danışarak yapınız. 


Ameliyat sonrasında bir müddet kitap okuma, aşırı televizyon izleme gibi işlerden uzak durmakta fayda vardır. Dışarıya çıkarken özellikle rüzgarlı havalarda koruyucu gözlük gerekebilir. Genellikle 1. aydaki kontrolde doktorunuz uzak ve yakın için uygun gözlükleri verecektir.

Gözyaşı Damar Tıkanıklığı Nedir?

Göz yaşı kanalı kirpiklerin iç kısmında altta ve üstte bulunan küçük bir delikle başlar ve 1-2 mm çapında olan küçük kanallarla gözyaşı kesesine ulaşmaktadır. Burun kemiğinin dış kısmında bulunan gözyaşı kesesinde toplanan gözyaşı bir pompa mekanizması ile daha büyük olan bir kanal yardımıyla burun boşluğuna ve buradan da genize doğru akar. Göz hastalıkları yaşayan kimse bunu farkında olmaz.

Gözyaşı damarlarındaki herhangi bir bozukluk veya tıkanıklık sulanmaya ve iltihaplanmalar neticesinde gözde şişlikler ve çapaklanmalara neden olur.


Bu iltihaplanmalar bebekler ve yetişkinlerde farklıdır. Bebeklerde doğuştan kanalın oluşumunda bazı yetersizlikler olabilir ve sıklıkla kanalın buruna açıldığı noktada elastik bir zarla kapanması sonucunda gözde sulanma ve çapaklanma olur. Yetişkinlerde ise tıkanıklık herhangi bir yaşta gözükebilmekle beraber 40 yaşından sonra bayanlarda daha sık gözlenir. Gözün devamlı sulanmasının en sık sebebi göz yaşını keseden buruna ileten kanalda meydana gelen tıkanıklıklardır.


Gözyaşı damarları göz hastalıkları belirtileri;

  • Ağlar gibi gözyaşı akmaktadır. Özellikle yağmurlu ve rüzgarlı bir havada rahatsız ediciliği artabilmektedir. 

  • Gözde devamlı bir çapaklanma durumu, sabah uyandığında yapışıklık, gözün iç kısmında ağrılı kızarık şişlikler oluşmaktadır.

  • daha nadir olarak da; komşu göz kapaklarının, gözün kendisinin veya sinüslerin tutulmasına bağlı görmeyi tehdit edebilecek ciddi enfeksiyonlar gelişebilir.


Şeker Hastalığı ve Göz

Şeker hastalığı, pankreas dokusundan salgılanan insülin hormonunun yetersiz veya etkisiz olmasına bağlı kan şekerinin yükselmesidir. Kan şekerinin yüksekliği vücut damarlarının özelliklede küçük damarların yapısını bozarak tahribata neden olur. Tip 1 ve tip 2 diye 2 gruba ayrılmaktadır. Tip 1 diyabet çoçukluk veya genç insanlarda görülürken tip 2 diyabet 40 yaşın üstündeki erişkinlerde görülür.


Şeker Hastalığı Gözü Nasıl Etkilemektedir?

Göz hastalıkları üzerinde, şeker hastalığı kan damarlarını etkilediği için tüm vücudu tutabilmektedir. 


Göz küçük kan damarlarından zengin bir organ olması nedeniyle göz sıklıkla tutulan bir organdır. Gözün arka tabakası olan retina dokusundaki damarlarda tahribat yaparak diyabetik retinopati oluşturabilir. Katarakt oluşumu bu hasta grubunda daha sık ve erken olmaktadır. Göz tansiyonu gelişimi şeker hastalarında daha sık olmakta ve tedaviye direnç daha fazla olmaktadır.


Diyabetik Retinopati Nedir?


Diyabetik retinopati şekere bağlı göz hastalıkları içinde en sık görüleni ve ülkemizde körlüğün önemli nedenidir. Gözün arka bölümünde ışığa hassas bir doku olan retinadaki kan damarlarının harabiyeti neticesinde oluşur. Bunun sonucunda kanın sıvı kısmı damar dışına çıkabilir, ödem dediğimiz su toplanmasına neden olabilir veya retina yüzeyinde anormal yeni damarlar oluşarak göz içine kanamalar oluşabilir. 


Genelde iki göz de etkilenir. Hastalığın başlangıcında, hastanın hiç şikayeti olmayabilir. Ancak ilk kez muayene edilen hastaların yarısında hafif veya ağır çeşitli evrelerde diyabetik retinopati görülmektedir. 


Bu oran hastalığın süresi ile artmaktadır. Bu sebeple hastaların erken dönemde yakalanması çok önemlidir. Zira erken dönemde yakalanan hastaların tedavisi mümkündür. Bu sebeple hastaların hiçbir şikayeti olmasa bile yılda 1 kez göz muayenesi olmalarında fayda vardır.


Diyabetik Retinopatinin Evreleri Nelerdir?

Başlangıçta proliferatif olmayan hafif diyabetik retinopati şeklinde başlar. Bu en erken evresidir. Retinanın küçük kan damarlarının duvarlarında mikroanevrizma denilen baloncuklar oluşur. Bu noktalarda damar çeperi zayıflamış ve kan içindeki sıvı kısmın dışarı sızmasına olanak vermektedir. Bunun neticesinde retina içine küçük kanamalar veya yumuşak ve sert eksuda dediğimiz çeşitli kan elemanlarını içeren birikintiler oluşabilir. Bu aşamada keskin görmeyi sağlayan makula dediğimiz bölge tutulmadıkça görmede bozukluk yoktur.


Ancak şeker gözü tutmaya başlamış ve ilerlemektedir. Hastanın, görme duyusunun korunduğu bu erken safhada yakalanması ve göz hastalıkları ve tedavileri başlanması çok önemlidir. Hastalık ilerledikçe retinayı besleyen damarlarda küçükten büyüğe doğru tıkanıklıklar başlar ve retinada beslenmeyen bölgeler oluşur.


Beslenmesi bozulmuş bu alanlardan salgılanan bazı özel kimyasal maddeler bu bölgelerde yeni kan damarlarının oluşumuna neden olur. Kan damarları yapısal olarak bozuk olan anormal kan damarlarıdır. Beslenmeye yardımcı olacağına göz içi kanamalara neden olmakta ve görmede ani kayıplara yol açmaktadır. Bu durum proliferatif veya ilerlemiş diyabetik retinopati olarak adlandırılmaktadır.


 Bu evrede oluşan kan damarları göz içini dolduran saydam jele doğru büyüyebilir ve zamanla retina yüzeyinde bir takım zarların oluşmasına neden olarak çekintilere, ağ tabakadaki görme hücrelerinin tahribatına neden olabilir. Yine göz tansiyonunun yükselmesine neden olabilir.


Tüm bunların neticesinde görmede azalma kaçınılmaz olacak ve körlük gelişecektir. Diyabetik retinopatinin diğer bir evresi ise makulopati olarak adlandırılmaktadır. Keskin görmeyi sağlayan makula dediğimiz bölgede hastalığın herhangi bir aşamasında beslenme bozukluğu veya damar duvarlarından sıvı sızması olabilir. 


Sızan sıvı makulada şişkinliğe ve görmede bulanıklığa neden olur. Bu duruma makula ödemi denmektedir. Proliferatif diyabetik retinopatisi olan hastaların yaklaşık yarısında aynı zamanda makula ödemi de bulunmaktadır.


Diyabet Gözde Nasıl Kanama Yapmaktadır?


Göz hastalıkları belirtileri olarak diyabet ilk olarak; gözün retina tabakasındaki küçük kan damarlarını etkileyerek damar yüzeyinde baloncuklar oluşmasına yol açar. Baloncuk oluşan yüzeylerde kan damarlarının yapısı bozulmuş ve çeşitli kan elemanları dışarı sızmaktadır. 


Retina içine sızan bu kan elemanları noktasal veya mum alevi şeklinde yüzeysel kanamalar oluşturur. İlerleyen zamanla bu damarlarda tıkanıklıklar gelişir ve beslenmesi bozulmuş alanlarda yeni kan damarları oluşur. Bu damarların duvarları sağlam değildir ve kolaylıkla kanayabilir. Bu duruma göz içi kanaması denmektedir.


Bu Kanamalar Geçici Midir?


Retina içindeki kanamalar 1-4 ay içinde kendiliğinden düzelebilir. Ancak yeni kanamaların olması muhtemeldir. Göz içine olan kanamalar da vücut tarafından emilebilir, fakat sağlıksız yeni kan damarları olduğu sürece yeni kanamaların olması da kaçınılmazdır. 


Yeni damarların gerilemesi için lazer tedavisi olmalıdır. Eğer kanama nedeniyle retina tabakası hiç görünmüyor ve hasta bir süre dik yatıp beklemesine rağmen kanama açılmıyorsa vitrektomi adını verdiğimiz bir ameliyatla kanama temizlenmelidir.


Diyabetik Retinopati ve Makulopati Nasıl Teşhis Edilmektedir?


Göz hastalıkları tehlikesinde görme azaldıktan sonra başvuran hastalarda ise çoğunlukla geç kalınmış olmaktadır. Şeker hastalığına bağlı göz tutulumunda, ağrı veya başka bir rahatsız edici bulgu görülmemektedir. Bu yüzden şeker hastaları hiçbir şikayetleri olmasa bile mutlaka yılda bir kez göz muayenesi olmalıdır. Bu hastaların mutlaka göz bebekleri büyütülerek ayrıntılı bir fundus muayenesi yapılmalıdır.


Göz dibi muayenesi ile retina tabakası incelendikten sonra gerekirse göz anjiosu çekilerek kanlanması bozulmuş alanlar ve yeni damarlanmalar net bir şekilde gösterilebilir. Kol damarından verilen bir ilaç sayesinde göz damarları görünür hale gelmekte ve anormal kan damarları ve sızdırmaya neden olan baloncukların yeri tespit edilmektedir. 


Bu işlem göz hastalıkları tanısını koymada ve tedavi edilecek bölgelerin tespitinde kullanılmakta olup, damarları açıcı veya tedavi edici özelliği yoktur. 


Diğer bir tanı yöntemimiz retinal tomografi dediğimiz yöntemdir. Göz anjiyosu ile sızıntının yerini tespit ederken retinal tomografi özellikle makulopatilerde sızıntının miktarı ve retinanın kesiti hakkında değerli bilgiler vermektedir.


Tedavide Neler Yapılmaktadır?

Tedavide hastanın erken tanısı, göz hastalıkları vakalarını önlemede oldukça önemlidir. Diyabetik retinopatinin hafif evresinde makula ödemi olmadığı sürece tedaviye gerek yoktur. Takip yeterli kalmaktadır. 


İskeminin olduğu veya anormal kan damarlarının gelişmeye başladığı ileri evre şeker hastalarında lazer tedavisi uygulanmaktadır. Retinopati bulgularının başladığı görmenin henüz korunduğu erken evrede lazer ile tedavi edilen hastaların %80'inde körlüğü engellemek mümkündür. 


Lazer tedavisinde gözün üzerine yerleştirilen bir lens yardımı ile beslenmesi bozulmuş alanlar da yanıklar oluşturulur. Böylece bu alanlar yok edilerek anormal kan damarlarının oluşumu engellenir ve göz içi kanamalar önlenebilir. Bunun için çok sayıda lazer yapılması gerektiğinden bu işlem birden çok seanslara bölünerek yapılmaktadır. İşlem sırasında hasta bir nebze ağrı duyabilir. Laser tedavisinin amacı hastanın görme seviyesini tanı konduğu andaki görme seviyesinde tutmaktır. 


Lazer tedavisi tamamlandıktan sonra bir süre görme azlığı, renk görmede ve karanlık görmede azalma olsa da daha ciddi görme kayıplarını önlediği için elzemdir. Unutmamak gerekir ki lazerin başarısı hastanın erken başvurusu ile doğru orantılıdır.


Göz hastalıkları ve tedavileri konusunda risk taşıyan esas nokta; diabetik makulopatinin gelişimidir. Bu bölge keskin görmeden sorumlu olduğu için lazer tedavisini sınırlı uygulamak gerekmektedir. 


Makulayı çevreleyen retina dokusundaki sızıntı odaklarına fokal veya grid lazer denilen uygulamalarla biriken sıvı miktarını azaltmaktayız. Genellikle tek seansta son bulmaktadır. 


Makula ödeminin tedavisinde uygulanan bir diğer yöntem ise göz içi ilaç enjeksiyonlarıdır. Kanlanması bozulmuş alanlardan açığa çıkan kimyasal uyarıların çıkmasını engellemek ve miktarını azaltmak suretiyle ödem ve yeni damar oluşumuna engel olunmaktadır. Bu tedavi ameliyathanede yapılmaktadır. İşlem çok kısa sürmekte ve ciddi bir komplikasyonla karşılaşılmaktadır. Ancak bu tedavi geçici olduğundan sıklıkla tekrarı gerekmektedir ve uygulanan ilaçlar ise oldukça pahalıdır.


Göz içi kanamaların olduğu veya retina yüzeyinde zarların oluştuğu durumlarda vitrektomi dediğimiz cerrahi tedaviler uygulanmaktadır. Bu evreye gelmiş hastalarda anatomik başarı sağlansa bile görsel başarı çok fazla olmamaktadır.


Şeker Hastalığında Görme Duyusunu Korumak İçin Neler Yapılmalıdır?


Şeker hastalığınız varsa hiçbir şikayetiniz olmasa bile en az yılda bir kez, göz hastalıkları karşıtı göz dibi muayenesi olmalısınız. Erken tanı ve zamanında müdahale görmenizin korunmasında en önemli faktördür.


Kan şekerinin iyi kontrolü retinopatinin ortaya çıkışını ve hastalığın ilerleyişini durduracaktır. Bu yüzden hasta dahiliye doktorları ile yakın işbirliği içinde olmalıdır.


Hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği gibi diğer hastalıklar şekerin ilerlemesini hızlandırmaktadır. Bunların tedavisinde şekerin kontrolü için önem arz etmektedir.


Ergenlik dönemi, gebelik, insülin tedavisine yeni geçildiği dönemlerde şekere bağlı göz bulgularında ilerleme olabilir, hastalar daha yakından takip edilmelidirler.

Sıkça Sorulan Sorular

Bazen ekstrakapsüler dediğimiz eski tip dikişli ameliyatları tercih edebiliriz. Ancak günümüzde halk arasında yaygın olarak lazerli katarakt ameliyatı diye bilinen FAKO yöntemi uygulanan en yaygın yöntemdir. Ameliyatların %99'u FAKO yöntemiyle ile yapılmaktadır.

Operasyon sonrasındaki 1. gün, 1. hafta, 1. ayda kontrolleri yapılır. Ameliyattan sonra 15 gün içinde, görmede belirgin bir düzelme vardır. 15. günden sonra artık hasta iyileşmiş demektir. Bu süre içinde, hastanın yaşamı pek kısıtlanmasa da dikkat etmesi gereken bazı konular vardır. Banyo yaparken dikkat edilmeli, göz ovuşturulmamalı, sabun şampuanla direk olarak temas etmemelidir.

Kataraktın, göz hastalıkları belirtileri komplike olabilmektedir. Ağrı ve sulanma yaşanmamaktadır. Belirtiler oldukça yavaşça seyreder. Görmede azalma en sık görülen belirtidir. Göz hastalıkları ve tedavileri için öncelikle uzman bir göz hekimine muayene olmanız gerekmektedir. Muayene sırasında kullanılan en önemli yöntem, biyomikroskopik muayenedir.

Genellikle 20 dakikayı geçmediği için hasta açısından kolay bir ameliyat olarak değerlendirilebilir. Ancak bu durum ameliyatın basit olduğu anlamına gelmez. Ameliyat sırasında cerrah her iki elini, iki ayağını ve mikroskop altında büyük bir büyütme ile her iki gözünü de kullanmaktadır. Takdir etmek gerekir ki, bu hiç de kolay değildir. Cerrahın tecrübesinin önemi büyüktür.

özel hastane ankara

özel hastane ankara iş ilanları

özel hastane fiyatları ankara

özel hastane ankara doğum ücretleri

özel hastane ankara kızılay
özel hastane ankara covid testi